Misis Mozaik Müzesi
 
 
 
 
   
  ADANA  
   
 
Kulaktan kulağa dolaşan Adana efsaneleri
Bir Mühendislik Harikası: Alman Köprüsü
Adana tarihinin zenginlikleri
Adananın İlçeleri
Kebap Adana`da yenir...
 
  LİNKLER  
 
Cebit 2013 Hannover Tur Programları
Domotex 2013 Hannover Tur Programları
EMO 2013 Hannover Tur Programları
DURU ELEKTRİK & MÜHENDİSLİK
KEŞAN HAZIR BETON
Makina Odası
Saros Körfezi
Baskılı Tişört Modelleri
Sanal Edirne Köprüsü
 
  Tarihe geçen Adana Konuşması  
Ferdî hürriyetler kutsaldır. Bunun korunması için, daima çalışılır. Fakat bu çabada devletin gücü, otoritesi hiçe sayılırsa, buna sebep olanların, başka devletin otoritesi altına girmek zilletine düşeceklerini, yabancı bir devlet otoritesinin esaret zincirlerini kendi elleriyle, boyunlarına takmaya mecbur kalacaklarım hatırdan çıkarmamak lâzımdır.
Tarihe geçen Adana Konuşması

Adana'da yaptığı ekonomik durumla Türkocağı'nın çalışmaları üzerindeki incelemeleri sonucu, 17 Şubat 1931 günü Atatürk'ün ağzından şöyle yansıtıldı:

"Arkadaşlar,

Birkaç günden beri bölgenizde bulunuyoruz. Dünden beri de muhitinizde, içinizde, temasınızdayız. Bu muhitte söz konusu olabilecek, muhtelif meseleler üzerinde mümkün olabilen tetkikatta bulundum. Tarım konularına temas ettim. Bütün bu inceleme ve görüşlerimizin bende bıraktığı kanaati, bir kaç kelimeyle huzurunuzda ifade etmek isterim. Bu memleket halkı genellikle büyük, ciddî, hakikî bir ıstırap ve sıkıntı karşısında değildir.

Fakat, bâzı sıkıntılara uğrayanların varlığı da inkâr edilemez. Yalnız üzerinde durulması gereken nokta şudur ki asıl sıkıntıya uğramış olan, halkın çoğunluğu olmaktan ziyade, büyük toprak ve çiftlik sahibi bulunanlardır. Genellikle zengin tanınmış kişilerdir. Bunlar arasında öteden beri, kısa zamanda fazla servet yapmak arzusuyla, malî güçlerinin üstüne çıkanlar vardır. Bunların doğal olarak muhtelif bankalara, şuraya buraya yaptıkları borçlan birikmiş, bunları sıkıntı ve ıstıraba ve ümitsizliğe sürüklemiştir. Asıl halk kitlesinin, çiftçilerin, emeği üe geçinenlerin ıstırabı ile ilgili bir misal vermek isterim.

Dört bölgede köylüler, kooperatif kurmuşlar, çalışmışlar ve borçlarını kısa zamanda ödemişlerdir.
Sıkıntı sebebi olarak işitilen diğer bir ses de vergi baskısından gelmektedir. Gerçekten bu memlekette, diğer bölgelerden fazla bir vergi sıkıntısı vardır. Bunun sebebi de yıllardan beri bu mıntıkada vergi ödeme işinin, daima müsamahaya uğramasıdır.

Bir taraftan vergi vermek vazifesiyle mükellef olan vatandaşlar daima vermemek yönüne gitmişler, öte taraftan vergiyi almakla görevli Maliye memurları müsamaha etmişlerdir. Bu iki tarafın tutumu, vatandaştan vergi ödemekte bir tembelliğe ve müsamahaya alıştırmıştır. Bu suretle vergiler birikmiştir. Bugün çalışkan bir defterdar işe başlamış ve en nihayet, kanun belki biraz fazla ciddî bir surette uygulanmaya başlanınca, müsamahaya alışmış bulunanlarda sıkıntı ve sızıltıya yol açmıştır. Ama, sıkıntı içinde kalmış olanlar halkın çoğunluğu değildir. Yinede en zenginlerindendir, Vergi vermek istemeyenler içinde tahsil görmemiş olanlar içinde bazı mazeretler olabilir. Fakat kanunu anlayan ve düşünen insanların vergilerini vermemelerine hiçbir makul sebep düşünülemez. Maliye memurlarının da suistimal ve ihmal göstermemeleri gerekir.

Bankalara olan borçlar da aynı sebeplerle birikmiş olabilir. Bu nedenle birçok köylünün, birçok çalışanların muhtaç oldukları parayı şundan bundan, hatta %150 faizle sağlamış oldukları anlaşılıyor. Bunları ödeyebilmek bir vatandaşa nasip olmuyor. Çalışanlar, tefecileri memnun edemediği zaman, hemen feryat başlıyor. Istırap sesleri işitiliyor. Sebep ne olursa olsun vatandaşın derdine çare bulmak, yardımda bulunmak Cumhuriyet Hükümetinin üstleneceği bir görevdir.

Fakat, Hükümet'in himayesini isterken, karşısına gerçek ahlâk sahibi olarak çıkmak gerekir; yoksa bir takım hasis, aşağılık çıkarlarını gizlemeye çalışmak, kişisel ıstırapları bütün millete maletme, bu suretle Cumhuriyet Hükümeti'ni kandırmak isteyenler bilsinler ki, daima aldanacaklardır.

Arkadaşlar;

Vatandaşları, milleti iğfal etmek ve meşru olmayan kötü emelleri doğrultusunda sürükleyebilmek için, her türlü hileye başvurmadıkları vasıta kalmamış, sahtekârlığa girişmişlerdir. Özellikle bu muhitte görülen bâzı girişimlerde bulunanlar, sizlerce benden fazla bilinmektedir.

Bu gibiler, genellikle, vergilerin çokluğundan söz etmişlerdir. Bu gibiler, bugünkü rejimin, dini kaldırdığından ve şeriatın geri geleceğinden söz etmişlerdir. Vatandaş olan bir kişinin verginin kalkabileceğine inandırılması ve böyle bir düşünceye itilmesi, devletin yıkılmasını istemekle müsavidir.
Askerlik nasıl bir vatan borcuysa, vergi de vatandaşın ödemesi gereken borcudur. Vatandaşı, millete karşı, milletin büyüyüp, yaşaması için alman tedbirlere karşı harekete geçirmek, en büyük ihanettir.

Arkadaşlar;

Bu gibi insanlar, hemen hükmedebiliriz ki, vatanla, milletle, vicdanla ilgili değillerdir. Kendi karanlık düşüncelerini gizlemek için, ortaya attıkları kutsal bir kelime vardır. "Hürriyet!"

Vatandaşlar bilmelidir ki vicdan ve fikir hürriyeti vardır. Fakat nihayet bunlar, sınırsız değildir. Ferdî hürriyet karşısında, fertlerin vücuda getirdiği toplumun kurduğu, dayandığı bir devlet, devletin de yönetimi ve hakimiyeti vardır. Fertlerin hürriyetini korumakla görevli olan insanların, öte yandan devletin de irade ve hakimiyetinin felce uğramamasına çok dikkat etmesi gerekir. Fertlerin hürriyeti, devletin hakimiyeti ve iradesinin kuvvetli olmasına bağlıdır. Devlet iradesi felce uğrarsa, fertlerin hürriyetine muhafaza edecek hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz. Bu itibarla hürriyeti, yalnız tek taraflı değil, her İM taraflı düşünmek gerekir.

Arkadaşlar;

Ferdî hürriyetler kutsaldır. Bunun korunması için, daima çalışılır. Fakat bu çabada devletin gücü, otoritesi hiçe sayılırsa, buna sebep olanların, başka devletin otoritesi altına girmek zilletine düşeceklerini, yabancı bir devlet otoritesinin esaret zincirlerini kendi elleriyle, boyunlarına takmaya mecbur kalacaklarım hatırdan çıkarmamak lâzımdır.

Arkadaşlar;

Vatandaş olan fertler, kendi hürriyetlerinin bir kısmını, seve seve, lüzumlu görerek, zaten devlete devretmişlerdir. Devlet, kendine has olan irade ile ferdi hürriyetlerin bir kısmına, yine o hürriyetlerin temini için, sahip olur.Yeter ki devlet hakimiyeti, milletin refahı ve mutluluğu ile vatandaş hürriyetinin sağlanmasına yönelik olsun.

Bugünkü Cumhuriyet Hükümetimizin ve partimizin izlediği yol bu amaca yöneliktir. Bu kadar yüksek bu kadar kutsaldır. Başka türlü düşünmeye imkân yoktur. Vatandaşlarda bu güven ortamı yarattıktan sonra, fertlerin kurdukları devletin gücü ve otoritesini korumak vatandaşlara düşen vazifelerdendir. Bu meyanda memurlara ve özellikle hâkimlere düşen görev büyüktür. Hâkimler hem vatandaşların hürriyetini düşünmeli, hem devlet otoritesinin güçlü kalmasına dikkat ve riayet etmelidir. Aksi taktirde kendilerine verilmiş olan yüksek görevde kusur işlemiş olurlar.

Arkadaşlar;

Memleketin gençliği ile öğretmenleriyle karşı karşıya bulunuyoruz, öğretmenler bir bakıma memur sayılırlar ve politika ile uğraşmazlar. Esasen bütün devlet memurları siyasetle uğraşamaz. Yâni, memurlar ve öğretmenlerin görevleri o kadar çok ve önemlidir ki, bütün yaşam ve zamanlarım ancak, resmi vazifelerinde yürütebilirler. Fakat açık söylemeliyim, seçim sırasında, oylarım kullanırken, şüphesiz onlarda bir düşünceye, bir programa, bir ideale rey vereceklerdir. Bu günkü hükümet ve partimiz arzu eder ki, bütün öğretmenler, bütün memurlar, bütün vatandaşlar oylarım kendisine versin. Öğretmenler ve memurlar hükümetin dayandığı partinin aleyhine rey vereceği zaman bundan memnun olacağını zannetmek doğru olmaz. Rey veren öğretmen ve memurun reyinde, vicdanının müsterih olması için, her halde Cumhuriyet Halk Partisi'nin izlediği programın isabetine, düşünce açısından inanmış olması gerekir. Bu bakımdan bütün vatandaşlar programı iyi incelemeli, buna karşı çıkacak programlarla kıyaslamalarıdır. Sonunda görülecektir ki bu millet için en faydalı olacak program, partimizin izlediği programdır. Biz bu kanaatteyiz. Bizimle ilgili olan ve bizim fikirlerimizi yaymasını arzuladığımız insanların, bizimle aynı fikirde olmasını istemek hakkımızdır.

Muhterem Arkadaşlar;

Bir arkadaşımız "Biz milliyet fikirlerini dağıtıyoruz." dedi. Tabii bu yolda öteden beri sarf edilen gayretlerin devam edeceğine şüphe yoktur.

Yalnız, milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk Milleti’ndenim diyen insan, her şeyden önce ve behemehal Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk düşüncesine bağlı olduğunu iddia ederse, buna inanmak doğru olmaz.

BU KONU HAKKINDA YORUMLAR
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 
www.adanadan.biz   Hakkımızda | Kullanım Koşulları |  Gizlilik Sözleşmesi  | Bize Ulaşın
 
© 2006, Birleşmiş Fikirler
[Fikir Tasarım Atölyesi]